![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
Bölüm 12 değersizlik inancından kurtulmakDIS bir bilinçaltı sorundur. Bilinçli farkındalık olmadan bilinçaltında temizlik yapamazsınız
İnsan zihninin işleyişi ile bilgisayarların işleyişi arasında birçok benzerlikler bulabiliriz. İstemediğimiz, beğenmediğimiz davranışlarımız ya da sorunlarımızı bilinçaltının eski programları olarak kabul ederiz. Bir şeyi bilinçli olarak değiştirmek istiyoruz ama yapamıyoruz. Çünkü bilinçaltı izin vermiyor.
Orada eski program güçlü.
Biz ne istiyoruz? Bilinçaltını yeniden programlamak istiyoruz. Yeni bir program yüklemek istiyoruz. Ama bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz.
Olumlamalar kullanıyoruz olmuyor. Kitaplar okuyoruz olmuyor. Hatta hipnoz telkinleri CD leri dinliyoruz yine olmuyor.
Eski program işlemeye devam ediyor.
Neden bir türlü eski programları değiştiremiyoruz?
Birincisi çalışmalarımızın çoğu bilinçli düzeyde kalıyor. Bir şeylerin farkında olsak da, bir şeyleri değiştirmeyi kabul etsek de bu çaba bilinçli düzeyde kalıyor. Bilinçaltı farkında bile olmuyor.
Bazılarımız bu aksaklığı öğreniyor ve bilinçaltı düzeyde değişim yapan teknikleri uygulamaya başlıyor. Bu tekniklerden en çok bilinenleri hipnoz, EFT ve NLP dir.
Ama çoğu zaman yine bir değişim olmuyor.
Nerede aksaklık var?
Aksaklık şurada. Elimizde bilinçaltının kabul edeceği yeni bir program yok. Çoğumuzun yeni program diye zannettiği eski programın yeni versiyonu. Yani bilgisayar diliyle konuşacak olursak siz yeni program diye Windows’un farklı bir sürümünü yüklüyorsunuz. Halbuki burada yeni program Vista olması gerekir.
Vista demek bir çok şeyin artık farklı işlemesi demektir. Zaten neden Vista’ya gerek duyduk. Artık yaşamda geldiğimiz noktada oynamak istediğimiz oyunları Windows kaldırmıyor.
Bir zamanlar, çocukken bizi koruyan o bilinçaltı savunma mekanizmaları şimdi yaşamı dolu dolu yaşamak için önümüzde engel olarak duruyor.
Ama biz hala farkında değiliz. Hala yeni program diye eski savunma mekanizmalarına daha güçlü yeni savunma mekanizmaları eklemeyi değişimin çaresi zannediyoruz.
Bir müşterim bozuk konuştuğu düşüncesiyle toplum önünde konuşurken korkuyor, terliyor heyecanlanıyor.
-Derdin nedir?
-Daha iyi konuşmak?
-Peki böyle konuştuğun zaman derdini anlatamıyor musun?
-Anlatıyorum.
-İnsanlar seni anlamıyor mu?
-Anlıyorlar sanırım.
-Bugüne kadar kaç kişi bozuk konuştuğun için seni eleştirdi?
-Çok az belki hiç.
- Diyelim ki konuşman biraz bozuk ne olur?
-???
-Yani kötü bir şey olur mu? Başına kötü bir şey gelir mi?
-Hayır gelmez.
-Eee o zaman derdin ne?
- Olsun yine de düzgün konuşmam lazım. Bana bir hipnoz yapında daha düzgün konuşayım.
-Yanlış yerdesin sen düzgün konuşma öğreten kurslara git o zaman.
Ama bu kursa gitmek de o kişiyi kurtarmaz. Çünkü bilinçaltında bir kez konuşma konusunda mükemmel olmadığı inancı yerleşmiş. Bu nedenle zaten bugüne kadar bir çok savunma mekanizmasını işletmiş. O duyduğu heyecan da bir savunma mekanizması. Onu ortamdan uzak tutmak için keşfettiği bir çare. Yani bilinçaltı zaten bütün silahlarını savaş alanına sürmüş.
Kişi ise şimdi ne istiyor?
Daha fazla savunma silahını alana sürmek istiyor. Ne yaparsa yapsın bilinçaltı ikna olmaz. Oradaki inanç değişmez. Yine onu o ortamdan uzaklaştıracak bir şeyler bulur.
O zaman ne yapmak lazım?
Yeni bir şey. Yeni yepyeni, herkes tarafından kabul edilecek bir şey bulmak lazım. En doğru program “ mükemmel konuşmak zorunda değilim” olmalıdır.
Bu yeter mi?
Hayır yetmez.
Kişi bilinçli düzeyde hakikaten buna inanmalıdır. Sorunun bu kadar hatasız olmak inancından kaynaklandığının farkında olması gerekir. Yani farkında olmadan değişim sağlayacak adımları atamayız.
Zihin bir bütündür. Bu farkındalığı görmeden bilinçaltındaki eski program dosyalarını açmayı, silmeyi ve değiştirmeyi kabul etmez ya da zora sokar.
O halde ilk adım farkında olmaktır.
Nasıl farkında olacağız?
Nasıl farkında olacağız? Neyin farkında olacağız? Bu farkındalığımızı nasıl güçlendireceğiz ve sonra da bu farkındalığı bilinçaltında değişim yaratmak için nasıl kullanacağız?
Farkında olmak son derece güç bir iştir. En basit farkındalık çalışmalarını bile bilinçaltı engeller. Zihnimizin doğal durumu otomatikleşmeye eğilimlidir.
Örneğin araç sürerken şöyle bir deney yapın.
“Şu andan itibaren karşıdan gelen her türlü aracın ve içindekilerin farkında olacağım.” Ve başlayın. Kırmız opel, içinde bayan, sarı saçlı, gözlüklü, 35 yaşlarında sinirli görünüyor. Sonraki araç.. daha sonraki araç.. daha dördüncü ya da beşinciye gelmeden dağılır ve dalarsınız. Bu yaptığınız işlemi unutursunuz. Evet vazgeçmezsiniz resmen hemen unutursunuz ve tekrar o trans haline geçersiniz. Çünkü trans zihnimizin doğal halidir. Bilinçaltı bize hayatı kolay etmek için çalışan bir sistemdir. Eğer üç beş kez aynı şeyi yapmaya kalkarsanız bir süre sonra farkında olmadan karşıdan gelen otomobilleri zihninize kaydetmeye başlarsınız. Yani farkındalık işlemi takıntıya dönmeye başlar.
Bilinçaltı sizin yeni bir şey öğrendiğinizi zanneder ve hemen bu görevi üstlenmeye başlar. Bisiklet sürmeyi öğrenirken de böyle olur. Önce biraz bilinçli çabayla dengede kalmaya çabalarsınız sonra bilinçaltı ne yapmaya çalıştığınızı anlar ve hemen görevi üstlenir.
Yani aslında bilinçaltı o kadar da kötü bir “organ” değildir. Eğer siz kendiniz için yararlı bir şey yapmaya çalışırsanız bilinçaltı o yararı sizin adınıza devralır ve sürekli hale getirmeye başlar.
Ama başlangıçta farkında olmak yorucudur, güçtür. Çoğu kişi tüm yaşamını farkında olmadan yaşar gider.
Farkında olmak tehlikelidir ve rahat bozucudur. Otomatik yaşamayı severiz. İçimizdeki bir otomatik pilot her şeyi düzenler ve idare eder. Toplumsal kurallar, din, geleneklerimiz, annemizin ve babamızın beklentileri her şey kalıplıdır. Bu kalıplara uyduğun süre kabul görürüsün ve risksiz yaşarsın.
Ama bir şeyleri fark etmek istersen nasıl fark edeceksin?
Çoğumuz için farkında olmak kavramı bile yabancıdır. Sözlüğünde yoktur. Hayatında yoktur.
Farkında olmak için farkında olmamız gerektiğinin farkında olmak gerekir. Birlerinin sizi dürtmesi gerekir. Hani bazen otobüste eve dönerken uyur kalırız ya. Son durağa gelmişizdir ve haberimiz yoktur. Sonunda birisi bizi dürter.
“Uyan hemşerim son durağa geldik” der. Yani mecburen dürtülmüşsünüzdür. Daha fazla gidilecek yol yoktur.
İşte yaşamda da bu tip dürtücülere gerek olur. Bunların görevi sizi farkında olmanız gerektiğine uyarmaktır. Farkında olmanız gerektiğini fark etmenizi sağlamaktır. Ben de sizi şimdi dürtüyorum. Hem de son durağa gelmeden.
Yaşadığınız yanlışlığın farkında olun. Yıllardır size psikoloji diye yutturulan palavralara gözünüzü açın. Size yeni savunma mekanizmaları inşa etmeyi terapi diye sunanların farkında olun. Kendi savunma mekanizmalarının sarsılmaması için bunları size de yutturmaya kalkanlara karşı uyanık olun.
Tüm sorunun etrafınızda gördüğünüz ve her biri birçok savunma mekanizmalarıyla gezen insanlara hayran olmaya son verin. Onları taklit edeceğim, onlar gibi olacağım diye yaşamınızı zehir etmeye son verin.
Yani hem kendinizdeki çarpıklığın farkında olmaya hem de çevrenizdeki kişilerin çarpıklıklarının farkında olmaya karar verin önce.
Yani farkında olmak bir kararla başlar.
Farkında olma kararıyla ve bu kararı ısrarla sürdürmekle.
Ondan sonra da nelerin farkında olmamız gerektiğine karar vermemiz gerekiyor.
Savunma mekanizmalarınızın farkında olun!
Başkalarının davranışları karşısında kızdığınızda kızdığınız şeyin kendi içinizde titreşen bir şey olduğunuzun farkında olun!
bir ortam sizi rahatsız ettiğinde, rahatsız edenin ortam değil içinizde titreşen bir duygu olduğunu fark edin.
Duygularınızla yüzleşmeniz gerektiğini fark edin.
Fark etmeden hayatta ne elde etmiş olursanız olun yine de DI nın orada içinizde durduğunu fark edin.
|
|
|