![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|
Bölüm 10; Duygular inancın yakıtıdır
Değersizlik inancı değer kavramına dayalıdır. Her şeyin bir değeri vardır. Değer bir ölçü olur. Az değerli, çok değerli gibi ölçülebilen bir şey. Tüketim toplumunda her şeyin bir değeri vardır. Bu değerde parayla ölçülür. Her türlü eşya, nesne, emek parayla ölçülebilen bir şey haline dönmüştür.
Toplumda da insanların bir değeri olduğu inancı yerleşmiştir. Değer ölçütleri oluşmuştur. Para, pul, şöhret, saygınlık her biri birer değer ölçütü olmuştur. Eğer değerin ölçülebilen bir şeysen artık sende bir eşyasın. Ve değersizsin.
Toplum içinde değersizliğin sonu ölümdür. Yalnız kalırsın ve ölürsün. O halde kaç ve saklan. Açıktasın. Örtün. Bir şekilde otomatik olarak savunma mekanizmaları gelişmeye başlar.
Tüm bu mekanizmalar otomatiktir ve bilinçaltı düzeyde işler. Artık değersiz eşyayı gizlemek çabası ön plandadır. Gerçek insan varlığı derinlerde kaybolmuştur.
Her bir savunma mekanizması hipnozdur. Trans durumudur. Otohipnozdur. Sahte bir yapıdır. Hipnotik bir yapıdır. Yeni bir kimliktir. Ama sahte bir kimliktir.
Kişi sahte bir kimlik yaratıldığının farkında değildir. Bilinçaltı savunma mekanizmalarını oluştururken bunun engellenmesini de engeller. Fark edilmene neden olacak her türlü durumu engellemeye başlar. Bir kişiyi fark ettirecek en önemli işaretlerden biri de duygulardır. Üzgünsen fark edilirsin. Öfkeliysen fark edilirsin. Hatta neşeliysen fark edilirsin. O zaman duygular fark edilmemelidir.
Duygu oluşumu bedensel bir refklesdir. Bilinçaltı duygu oluşmasını engelleyemez. Ama duyguların ifade edilmesini engelleyebilir. Duyguları bastırır ve içsel bir enerji olarak gizletir.
Bu duruma duygusal olmanın değersizlik inancını besleyen bir etken olduğu da inandırırlır. Toplumda duygularını göstermek zayıflıktır. Ağlarsan, kızarsan eleştirilirsin. Duygularından utanan anne baba çocuğuda duygularından utandırır.
Kişi duygularını uyuşturmayı öğrenir. Duygusuz bir kişi olmaya başlar. Üzülünmesi gereken olaylara üzülmez. Kızılması gereken olaylara tepkisini göstermez. Sevinmez. Duygusuz bir robot olur. Duygularından kopuk ve ayrık yaşamaya başlar. Bu durumda kendisini bir eşya gibi algılamasını arttırır.
Sıkışmış Duygular İnancın enerjisi olur!İnanç gücünü nereden almaktadır? "Bu ne demek?" demeyin. Neden irade gücü bir çok olayda güçsüz kalmaktadır? Örneğin kişi sigara içmemek istemesine rağmen neden yine de kendini sigara içmekten alıkoyamaz? Çünkü bilinçaltında sigara içme yönünde güçlü bir inanç vardır. "Sigara yalnızlığa çaredir, sigara rahatlatır, sigara güç verir vs" gibi inançlar yerleşmiştir. Tamam bu tip inançlar olsun da yine de akla yakın olan kişinin bilinçli istekleriyle bu inançları aşmasıdır, ama aşamaz. Çünkü inançları besleyen, destekleyen bir güç vardır. Güç enerjidir. Araçları hareket ettiren yakıtlarda gizlenmiş kimyasal bir enerji vardır. Çoklu bağlar açıldığında bu enerji açığa çıkar ve araç hareket eder. Kullandığımız her türlü elektronik alet için ya pile ya da elektriğe gerek vardır. Bu enerji kaynakları olmadan aletler işlevini göremez.
İşte bilinçaltındaki inançlarında besleyen enerjisi vardır. İnancı inanç haline getiren bu enerjidir. İnanç haline geldikten sonra da bu inancı koruyan yine bu enerjidir. Bu enerji duygudur. Ama hangi duygu? kendini ifade edememiş, sıkışıp kalmış duygu. Bastırılmış duygu. Duygunun bastırıldığı her yerde ya yeni bir inanç gelişir ya da mevcut inanç bu duygunun bastırılmasına neden olur.
Baba çocuğuna bağırır. "Aptal çocuk zaten sen hiç bir şeyi düzgün yapamazsın!". Çocuk bir tarafıyla korkar. İşi tam yapamadığı için baba onu onaylamıyordur. Babanın koruması tehlikededir. Ortada kalma tehlikesi var. Bu korkuya sebep olur. Ama bilinçaltı korktuğu zaman kaçmak ister. Fakat babadan nereye kaçacaksın? Kime sığınacaksın? Seni korumakla yükümlü kişi aynı anda sana tehdit olmaktadır. O zaman bu korkuyu bastırır. Yok sayar, içe gömer. Öte yandan korku devre dışı kalınca ikinci koruma mekanizması öfke devreye girer. Ama öfke göstermesi ne işe yarayacak? Baba ile savaşabilecek mi? Babayı korkutup kaçırabilecek mi? Hadi baba kaçtı, ona kim bakacak sonra? Yani her yönden çıkmaz sokak. O zaman? Öfkeyi de bastır.
Baba bir otoritedir ve her söylediği doğrudur. Çocuk böyle sanır. Babanın da hatalı olabileceğini, meseleleri yanlış algılayabileceğini bilemez. Yani baba " sen hiç bir şeyi düzgün yapamazsın" dediği zaman bunu doğru kabul eder. Gerçekten de babanın düzgünlük kriterine göre düzgün yapamamaktadır. O zaman zaten baba haklıdır, doğrudur. Eksiklik çocuktadır. Evet çocuk babaya göre eksiktir ama bu bir eksiklik değil fiziksel bir gerçekliktir sadece. O yaştaki çocuk ancak o kadar yapar. Bunu ne baba, ne de çocuk bilememektedir. Yani fiziksel bir gerçeklik bir eksiklik olur. Çocuk bu önermeyi kabul eder. Doğru kabul eder. Doğru kabul edilen önermeler inanca dönüşür ya da dönüşmez. İnanca dönüşmesi için tekrarlaması gerekir. Zaten baba bunu tekrar tekrar her fırsatta söyler. Ama daha önemlisi bu doğru bilgi bir duygu sıkışmasına sahiptir. Çocuk şöyle yapsa. İtiraz etse. "Ya baba, amma saçmalıyorsun, ben daha çocuğum, elimden gelenin en iyisi bu. Bu yaşta ancak bu kadar bu iş yapılır" diyebilse. Duygu sıkışması olmaz ve önermeye de itiraz edilmiş olur. O zaman da doğruluk ortadan kalkar. Hem doğru kabul edilmesi, hem de doğru kabul edilirken duygu sıkışmış olması bu fikri inanç haline getirneye başlar. Çünkü artık bir enerjisi vardır. Duygunun ifadesine kullanılamayan enerji tam tersi bir şekilde inancın beslenmesine neden olur. İnancın gücü olur.
O halde bir inancın gücünü ortadan kaldırmak demek, o inancı yaratan duyguyu ortadan kaldırmak demektir. Yani duygusal enerjiyi boşaltırsak inancı besleyen bir güç kalmaz. İşte bizim uyguladığımız iyileştirmelerin ana hedefi budur. Duyguyu boşalt, inancı yok et, irade yeniden güçlü hale gelsin.
|
|
|